Son güncelleme Aralık 25th, 2025 12:08 AM
Haz 25, 2019 sendikalbirlik HABERLER, MANŞET, SENDİKALARDAN 0
25 MAYIS 2019 TOPLANTI SONUÇ BİLDİRİSİ
Küresel güçler Ortadoğu’da ki emperyalist amaçlarını neo-liberal politikalar üzerinden son 20 yıllık süreçte AKP iktidarı ile el-ele; kol-kola yürüyerek özü talan ve yağma olan özelleştirmeler üzerinden kamuya ait ne var? Ne yok? Hepsini adeta “ batan geminin malları bunlar ” dercesine küresel sermaye ve yerli işbirlikçilerine peşkeş çekmiştir.
Başta eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim / tele-komünikasyon vb. olmak üzere birçok alandaki ( 400 ün üzerinde KİT ) kamu hizmeti alanları, büyük oranda özelleştirilmiştir.
Sözleşmeli, güvencesiz istihdam biçimi tüm kamu ve özel sektörde çalışan emekçilere tek seçenek olarak dayatılmıştır. İşin en trajik yanı ise; bu durumun “Hormonlu – Sen” başta olmak üzere diğer “yanaşık düzen sendikalarınca” ve daha da kötüsü emekçiler tarafından kanıksanır hale gelerek normal olarak karşılanmış olmasıdır.
Sömürü düzeninin talan ve yağmalama politikaları emekçileri daha da yoksun ve yoksullaştırmış Mayıs 2019 açlık sınırı 3200 TL ( 500 Dolar ) yoksulluk sınırı ise 6000 TL ( 1000 Dolar ) ye dayanmıştır.
Düzen kurucular Tarihsel süreçlerden biliyor olsalar gerek ki; tüm bu olumsuzluklara karşı tabandan gelebilecek sesleri ve direnci baskılamak için devletin politik dizaynın kendi varlıklarını sürdürmeleri bakımından ehemmiyet taşıdığı gerçeğini göz ardı etmeden 24 Haziran 2018 de Başkanlık Sistemine geçmeyi bir çözüm olarak görmüş ve başta yasama, yürütme ve yargı olmak üzere devlet içindeki tüm demokratik işleyişleri bertaraf ederek Saray ve danışmanları ülkeyi KHK’larla yönetmeye başlamışlardır.
Ancak ne var ki tek adam sistemine geçmeyi kendileri açısından bir çözüm olarak gören SARAY – AKP- MHP bloku son yapılan 31 MART 2019 yerel seçimlerde toplumun büyük bir kesiminin ( başta katma değer yaratan emekçiler olmak üzere, demokratik değerlere sahip, Batıya açık, modern, çağdaş, seküler ve laik yaşamdan yana geniş ve gelişkin bir nüfusun, kürt yurttaşların ve de en önemlisi arka bahçesi olarak gördüğü kendini dindar olarak addeden bir kesimi de kapsayan ), ‘‘tek adam rejimini onaylamayanların’’ itirazıyla karşılaşmışlardır.
Tam bir seçim şoku yaşayan SARAY – AKP – MHP bloku 7 Haziran 2015 seçimleri ile benzeşen bir strateji izleyerek bütün demokratik teamülleri yok sayarak İstanbul seçimlerini YSK ya talimat vererek iptal ettirmiş ve “Milli irade Söylemi” nin sadece kendilerinin sandıktan galip çıktığı sürece geçerli olduğunu toplumun tüm kesimine kabullenmeleri noktasında dayatmış ve dayatmaya da devam etmektedir.
Ayrıca milyonlarca oy alan bir siyasi partinin belediye başkanlarının KHK’lı olma durumları gerekçe gösterilerek başkanlıklarının iptali, halkın seçtiği milletvekillerinin tutukluluk hallerinin devam etmesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesine kayyum atanması, gazetecilerin tutuklanması, gazete ve televizyonların kapatılması, iktidarın milli iradeden ne anladığını somut olarak göstermektedir.
31 Mart seçimlerini kaybetmiş olmanın “dayanılmaz hafifliği” ile hazımsızlık yaşayan SARAY- AKP – MHP bloku ana muhalefet partisi genel başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU’na yapılan saldırıyı gaz sıkışması olarak niteliyor, gazetecilere yapılan saldırıları görmezlikten geliyor, saldırganları ön kapıdan alıyor ve arka kapıdan bırakmak gibi bir aymazlığa girmekten kendini alamıyor. Ayrıca SARAY, AKP ve MHP bloku bir taraftan ABD’ye ( TRUMP’ a ) karşı topluma, ‘‘ En Kahraman Rıdvan’’ görüntüsü verirken diğer taraftan Trump’ ın talimatıyla FETÖ sanıklarının bir bir serbest bırakıldığına tanıklık ediyoruz.
Tabi ki her akl-ı-selim biliyor ki; nasıl ki iktidarın eski ortağı FETÖ Çetesinin darbe girişimi sonrasını “Allah’ın bir lütfu” deyip fırsata çevirip ülkeye el koyanların, Ana muhalefet partisi ve gazetecilere yapılan bu tür saldırıları gerçekleştirenleri elini kolonu sallayarak bırakmış olmaları, üstüne üstlük türbe yapıp sosyal medyada paylaşımlarda bulunulmuş olmasına göz yummuş olmaları, iktidar sahiplerinin toplumu dipsiz kuyularda kaosa sürükleyebilecek tehlikeli oyunlara girişmiş olmaları vs. gizli ajandalarında ‘‘Seçimsiz Türkiye’’ istediklerinin fikrini belleklere kazımıştır.
Artık görülüyor ki; SARAY – AKP – MHP bloku toplumdan rıza ve onay almakta oldukça zorlanmaktadır. En önemli iki iktidar aracından biri olan kitle tabanının yavaş yavaş kendilerini terk ettiklerinin farkındalığı ile asıl gücünü oluşturan devlet aygıtlarını (başta Polis, Adliye, YSK ve MİT gibi kurumlar olmak üzere) devreye sokmaktan elini geri tutmuyor, ( Seçim sonrası Büyükçekmece’ de polislerin ev ev gezerek seçimin iptali için suç üretme girişimi, YSK ya iptal talimatı vs. ) siyasal zor kullanma yolunu seçerek, toplumu baskılamaya büyük sermaye çevrelerini ve Emperyalistleri Ortadoğu ve Suriye politikaları üzerinden yeniden kendine mecburlarmış gibi davranmaya zorluyor.
İç, dış, ekonomik, eğitim ve sağlık gibi politikalar başta olmak üzere içte ve dışta İflasın eşiğine gelen iktidarın tüm bu zor ve dayatmalarına karşın;
CHP, İYİ Parti, HDP, Saadet Partisi, ÖDP ve EMEK Partisi gibi sosyalist partilerin oluşturduğu iktidar karşıtı Siyasal kombinezon (siyasal tercih birlikteliği) tarif ettiğimiz gibi olmasa da (Cumhuriyet devriminin ihtiyaçları bakımından) toplumun ve demokrasi güçlerinin dinamik hale gelmesi bakımından ciddi yeni bir umut olarak önümüzü aydınlatmış ve açmıştır.
Küresel güçler ve yerli işbirlikçi çıkar grupları bu durumun farkındadırlar ki; SARAY – AKP – MHP blokunun yarılma ile karşı karşıya kalınması durumunda; 70 yıldır Cumhuriyet devrimlerinin içini boşaltarak cemaat ve gerici vakıflara alan açan ve ülkeyi teslim alan gerici ‘‘İslamofaşist’’ anlayışların ülkeye egemen olmasında eski yol arkadaşları olan Abdullah GÜL, Ali BABACAN ve Ahmet DAVUTOĞLU gibi isimleri devreye sokarak ülkenin ve toplumun adeta onlarsız olamazmış gibi algı oluşturarak kurtuluş reçeteleri yazmaktadırlar.
Sendikal ve emek mücadelesi açısından bakacak olursak,
12 Eylül 1980 Cuntası sonrası sürdürülen etnik yapı ve mezhep siyasetçiliği sınıf ve kitle sendikacılığını dar bir çerçeveye sıkıştırmış, sendikaların kendilerini bir yerlere ( özellikle siyasi partilere) eklemleme çabaları sınıf – kitle sendikacılığının önünü tıkayan en önemli sorun/engel olarak karşımıza çıkmıştır.
Böyle bir süreçte sendikal örgütlülük tüm çabalara ve mücadeleye rağmen kan kaybetmektedir. Bunun temel sebebi oluşan faşizan baskılar, kamusal alanı tümden AKP’lileştirme uygulamaları, iş kollarında özelleştirme, taşeronlaştırma, kadrolaşma gibi müdahaleci dışsal yönelimler ve zorlamalardır.
Bu nedenle örgütlenme alanımız sürekli dar bir alana sıkışmakla birlikte, KESK ve bağlı sendikaların örgütlenme ve seçim tarzının, yönelimlerinin, politikalarının ve mücadele çizgisinin de bu sıkışıklık ve daralmada etken olduğunu unutmamak gerekmektedir.
Bu nedenle sınıf ve kitle sendikacılığını özne yapacak, işkollarındaki sorunları, emekçilerin sorunlarını, katılımını öne çıkararak, buradan biriktireceğimiz gücü özgüvenle demokrasi mücadelesine taşıyacak yönelimlere ihtiyaç vardır.
Sendikal alanda örgütlenme, mücadele yöntemleri, mücadele tarzı, karar alma biçimleri, alınan kararların sonuçları ve kazanımları, sendikal mücadeleye katkısı ve emekçilere etkisi, alınan kararların üyeler tarafından algılanışı, emek ve demokrasi mücadelesine getirdiği katkılar, emek mücadelesinin geri plana atıldığı, politik eksenin öne çıktığı vb. birçok yönden eleştiri ve değerlendirmeler kurulduğumuz günlerden bu tarafa yapılagelmektedir.
Yapılan bu tartışmalar bir emek örgütü olarak KESK’e her zaman büyük katkılar oluşturmuş ve sağlıklı bir mücadele hattı oluşturmasında kıymetli katkılar sunmuştur.
Sendikal Birlik KESK’i oluşturan en önemli bileşenlerden biri olarak, tüm iş kollarında sendikal işleyişin yürütülmesi konusunda yeterli bilgi donanım ve deneyime sahip, birçok konuda etkili ve dik duruşu olan üyeleri ile sınıf – kitle sendikacılığını ileri taşımak adına KESK in ve bağlı iş kollarının mücadelesini sürekli ileri götürmek çabasında olan bir grup olmuştur.
Yine içinden geçtiğimiz ve korku hükümdarlığının kalıcı kılınmak istendiği sürece bağlı olarak tüm iş kollarımızda bulunan çalışanların haklı olarak korktukları ve yeni üyeler yapmanın neredeyse olanaksız diyebileceğimiz bu süreçte, son 31 MART yerel seçim sonuçlarının verdiği umutla Tüm Bel-Sen’ e doğru akışkanlık gösteren üye sayı ve yoğunluğu, iktidarın gücünü giderek kaybedeceği gerçeği ya da olasılığı üzerinden KESK’ in eski üye sayısını yakalama ve artırma noktasında önemli bir fırsat olarak karşımıza çıkmıştır .
Gerek KESK, gerekse Sendikal Birlik olarak hem mevcut üye sayısını ve üyelerimizi korumak hem de yeni üye kazanabilmenin bir yolu olarak da daha sade, etkili ve herkesi kapsayıcı bir dil kullanılmasının gereklilik olduğu vurgulanarak, bundan sonra mücadele aracı olarak kullandığımız eylem ve etkinliklerle buralarda kullanılacak diğer materyaller uygulanarak üye sayısının artmasına ivme kazandırılabilecektir.
Sendikal Birlik olarak önümüzdeki dönemlerde KESK ve bağlı iş kollarında yönetimsel hedeflerimize ulaşmak için grup içi kontrol mekanizmaları daha etkin ve işlevsel olarak harekete geçirmeli bunun içinse başta genç arkadaşlarımız olmak üzere tabandan katılımı artırmayı, daha etkin ve aktif hale gelebilmeyi kendimize sorun edinmeliyiz.
Sendikal Birlik olarak, kamu emekçileri mücadelesinde her dönem ve koşulda sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getirmeye çalıştık. Toplumsal mücadele tarihi bize en kötü koşulların bile yeni mücadele olanakları yarattığını öğretmiştir.
Şimdi hep birlikte, emeğe, demokratik değerlere yapılan saldırıların dayattığı ağır koşullara uygun mücadele olanaklarını yaratıp, sendikalarımızı ve sendikal mücadelemizi yükseltme zamanıdır!
Tüm işkollarındaki sendikaların nicel ve nitel olarak geliştirilmesi sendika olmanın gereği ve varlık sebebimizdir. İş kollarındaki çok çeşitli alanlarda, aynı işyerinde farklı hizmet üreten emekçiler için ayrı ayrı öznel çalışmalar yapılıp sorunları ve talepleri belirlenip politikalar geliştirmek durumundayız.
İş güvencemiz başta olmak üzere emeğe ve demokratik değerlerimize saldırıların yoğunlaştığı günümüzde, sendikal mücadeleyi yükseltmekten başka yol / hal çaresi yoktur.
SONUÇ ve ÖZET
Sonuç olarak önümüzdeki süreç siyasal olarak;
Aksi önümüzde siyasal ve toplumsal bakımından sert, çatışmalı ve ülkenin canını yakabilecek bir süreçle karşı kaşıya kalabileceğimizi unutmamalıyız.
Dolayısıyla son yapılan yerel seçim sonuçlarının yüksek morali, Türkiye’nin cumhuriyetçi, demokratik ve ilerici güçleri için toparlanmak, felakete doğru gidişi durdurmak, güç biriktirmek ve nihayet yeniden özgüven kazanmak için bir fırsat olarak karşımıza çıkmıştır.
Şunu unutmamalıyız ki: Odağında solun bulunduğu, halka dayanan, radikal bir programa ve kurucu iradeye sahip geniş bir cumhuriyetçi cephe, dinci faşist diktatörlük girişiminin karşısındaki tek direniş ve kazanma seçeneğidir.
Sendikal süreç açısından
15 Temmuz FETÖ terör örgütünün darbe girişimi sonrası toplumsal muhalefetin öncü güçlerinden biri olan KESK ve bağlı işkollarının üye ve yöneticilerinin; sürgün edildiği, açığa alındığı, ihraç edildiği, tutuklandığı hukuksuzluk sürecini ve yönelimlerini hep birlikte yaşadık ve yaşıyoruz. FETÖ ile mücadele derken ülkemizin aydınlık yüzü olan emek, barış ve demokrasiden yana tutum alan KESK’ li 4600 üye ve yöneticinin ihraç edilmesinin hukuk ve ahlakla bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır. İhraç olan üye ve yöneticilerimizin görevlerine iade edilmeleri için sendikamız Eğitim – Sen dayanışmayı, diplomasiyi ve direnişi esas alan faaliyetleri ile dünya sendikacılık tarihinde belki de örnek mücadele bakımından bir ilk olarak yerini almıştır. Bu anlamda;
Bildirimizin, sınıf ve kitle sendikacılığı temelinde; sendikal mücadeleyi önceleyen, bununla birlikte, sendikal mücadeleyi demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası gören bir anlayışla, EMEK, demokrasi, hukuk ve özgürlükler mücadelesine katkı koyması dileğiyle.
25 MAYIS 2019
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın EMEK, demokrasi, hukuk ve özgürlük mücadelemiz.
Yaşasın KESK!
EĞİTİM – SEN / SENDİKAL BİRLİK
happy wheels
Ara 25, 2025 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0
Ara 25, 2025 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0