Son güncelleme Aralık 25th, 2025 12:08 AM
Şub 20, 2016 sendikalbirlik MANŞET, Sendikal Birlik'ten 0
KESK Sendikal Birlik grubu 30.01.2016 tarihinde Ankara’da toplanmıştır. Toplantıya; Eğitim Sen, ESM, BES, SES, BTS, Yapı Yol Sen sendikalarından temsilciler katılmışlardır.
Toplantı bağımsızlık, emek, demokrasi, barış mücadelesi ve 10 Ekim katliamında yitirdiğimiz arkadaşlarımıza saygı duruşuyla başlamıştır. Toplantıda sendikal, siyasal süreç ve Sendikal Birlik grup çalışmaları değerlendirilmiş, önümüzdeki dönemde bu başlıklarda yapılacak çalışmalar üzerinde görüşler belirtilmiştir.
Ülkemiz de 14 yıllık AKP iktidarı emekçilerin temel sorunlarına çözüm üretememiştir. Tekçi ve mezhepçi politikaların; din istismarının ülkemizi getirdiği nokta emekçiler açısından kan, gözyaşı, yoksulluk, yolsuzluk, savaş anlamına gelmektedir. İş yaşamı ile gündeme getirilen yasa taslakları Meclis’ten geçtiği takdirde emekçiler; güvencesiz, alınıp satılan, emeklilik hakkını kazanamaz hale getiren, sağlık güvencesi olmayan köle haline gelecektir.
Dış politikada emperyalizmin taşeronluğu ile Ortadoğu’yu ölüm bataklığına çeviren siyasal iktidar, ülkemizi cihatçı örgütlerin yatağı haline getirerek, laikliğe savaş açmıştır. Toplumu kuşatan gericilik çalışma yaşamı dahil olmak üzere ülkemizi karanlığa sürüklemeye devam etmektedir. Kadına yönelik şiddet, taciz ve cinayetler Cumhuriyet tarihinin hiç bir döneminde bu boyutlarda artmamıştır.
Siyasal iktidar toplumsal muhalefeti yok sayıp demokrasiyi sandık galibiyetine indirgeyerek kendi politikalarını halka dayatmaktadır. Kendine oy vermeyenleri ve muhalif olanları “milli irade” olarak görmemektedir. “Milli irade” söyleminin sadece kendilerinin sandıktan galip çıktığı sürece geçerli olduğu 7 Haziran seçimi sonucunda görülmüştür. 7 Haziran seçimleri sonucunda oluşan siyasi tabloda seçim ve demokratik gelenekler yok sayılarak muhalefet partilerine hükümet kurma görevi verilmemiştir.
Darbelerin sadece apoletliler tarafından yapıldığı yanılsamasıyla hareket eden kimi siyasi anlayış ve politik çevreler bugün oluşan tabloya katkı yaptıklarını gözardı etmemelidir. Darbelerle ve faili meçhullerle hesaplaşılacağını öne sürerek yargıyı ilgilendiren maddeleri görmezden gelenler bugün olan biteni “sivil darbe” diye utangaç bir biçimde dillendirmeye başlamıştır.
Yıllardır gizli ya da açık bir biçimde “çözüm, barış, milli birlik ve kardeşlik vb.” adlar altında yapılan görüşmeler; özellikle siyasal iktidarın ve ülkenin seçim gündemleriyle paralel seyretmiştir. 7 Haziran seçimleri sonrasında “kamu düzeni” söylemiyle yapılan operasyonları seçmenlerin gözünde meşrulaştırarak milliyetçi oyların AKP’de toplanmasını sağlamıştır. Bu süreçte PKK’nın şiddet ve çatışma politikası da AKP’nin 1 Kasım’da tek başına iktidar olmasına hizmet etmiştir.
İki seçim arasında Suruç’ta yaşanan katliamın ardından Ankara’da cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı yaşanmıştır. Anayasal haklarını kullanan emekçiler; emek, barış, demokrasi, özgürlük taleplerini haykırmak isteyenler başkentin orta yerinde katledilmiştir. Devlet ve siyasi iktidar resmi istihbarat raporlarına rağmen gerekli önlemleri almayarak yurttaşlarını koruyamamıştır.
Katliamı lanetleyenlerin, iktidarı eleştirenin, savaş karşıtlarının “hain, düşman” diye hedef gösterildiği siyasi iklimde; gerçekleri dile getirip yazmak için “ileri demokrasi”de yargılanmayı, tutuklanmayı ve uzun yıllar hapis yatmayı göze almak gerekmektedir.
“Analar ağlamasın”, “ekonomik kriz çıkmasın” diye halktan oy isteyen AKP, tek başına iktidar olmuştur fakat analar ağlamaya devam etmektedir. Ülkeye Suriye görüntüleri egemen olmuştur. Özetle, iktidar ve medyası tarafından “Anaların ağlamaması, herkesin refah ve barış içinde yaşaması” için ‘başkanlık sistemi’ ya da ‘yarı başkanlık’, ‘Türk tipi başkanlık’ gerekmektedir. ‘Türk tipi başkanlık’ gelince ‘ekonominin düzeleceğine, memleketin adeta kanatlanıp uçacağına inanan yandaş kalemler gerekli algıyı inşa ederek toplum mühendisliği yapmaya devam etmektedir.
Kürt sorununun çözüm yerinin Meclis olduğu gerçeği yerine, farklı arayış ve yönelimler sorunun çözümü yerine çözümsüzlüğü getireceği açıktır. Çatışma ve silahla sorunların çözümü binlerce insanımızın kaybedilmesinden başka bir sonuç doğurmadığı gerçeği ortadadır. Emek ve barış mücadelesinin, şiddetin ve silahların gölgesinde sürdürülmesi olanaksızdır.
Kimi il ve ilçelerde ilan edilen özerklik ve özyönetim toplumun geniş kitleleri tarafından ayrışma olarak algılanmaktadır. Bu durum çatışmalı bölgelerde yaşanan drama ve savaşa karşı toplumsal duyarlılığı zayıflatmıştır. Ülkemizde ve Ortadoğu’da yaşanan savaş ve çatışmalar nedeniyle yaşlıların, çocukların, kadınların, askerlerin, polislerin ve gençlerin ölümleri kanıksanır bir hâl almıştır.
Ülkemizde kırk yıldır süren savaş yüzünden eğitim, sağlık, adalet, konut, su, iletişim ve yaşam hakkı gibi temel insan hakları kullanılamaz hale gelmiştir. Bölgeler arasında var olan ekonomik, eğitim, sağlık gibi alanlardaki eşitsizlik daha da derinleşerek devam etmektedir.
Ülkede yaşananlara insan olarak kayıtsız kalmamızı kimse bizden isteyemez. Yaşadığımız koşulların sendikal mücadelemizde ciddi zorluklar yarattığı açıktır. İktidarın baskı ve şiddeti tek çıkar yol olarak gören yaklaşımı akademisyenlere, sendikal faaliyetlerimize ve toplumun tüm muhalif kesimlerine yönelmiş ve giderek de artmaktadır.
Sendikal alanda ise mücadele yöntemleri, mücadele tarzı, karar alma biçimleri, alınan kararların sonuçları ve kazanımları, sendikal mücadeleye katkısı ve emekçilere etkisi, alınan kararların üyeler tarafından algılanışı, emek ve demokrasi mücadelesine getirdiği katkılar, emek mücadelesinin geri plana atıldığı, politik eksenin öne çıktığı gibi birçok yönden eleştiri ve değerlendirmeler yapılmıştır. Sendikal anlayış olarak yaptığımız toplantı ve değerlendirmeler önümüzdeki süreçte daha fazla anlam ve önem kazanmaktadır.
Sendikal Birlik olarak, kamu emekçileri mücadelesinde her dönem ve koşulda sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getirmeye çalıştık. Toplumsal mücadele tarihi bize en kötü koşulların bile yeni mücadele olanakları yarattığını öğretmiştir.
Şimdi hep birlikte, emeğe, demokratik değerlere yapılan saldırıların dayattığı ağır koşullara uygun mücadele olanaklarını yaratıp, sendikalarımızı ve sendikal mücadelemizi yükseltme zamanıdır, sendikal birlik zamanıdır!
EMEK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ YÜKSELTMEK İÇİN ÖNERİLERİMİZ
TİS süreci sonuçları yeni yıl ile birlikte uygulanmaya başlamıştır. Ekonomik kayıplarımızla ilgili sürecin takipçisi olunması 2016 bütçe görüşmeleriyle ortaklaşan yerden etkinliklere devam edilmelidir.
Görüşlerin alınması için sendikalar ve KESK’in kurulları çalıştırılmalı tabanın sesine, istemlerine dikkat edilmelidir.
Tüm işkollarındaki sendikaların nicel ve nitel olarak geliştirilmesi sendika olmanın gereği ve varlık sebebimizdir. İş kollarındaki çok çeşitli alanlarda, aynı işyerinde farklı hizmet üreten emekçiler için ayrı ayrı öznel çalışmalar yapılıp sorunları ve talepleri belirlenip politikalar geliştirilerek açıklanmalıdır.
10 Ekim katliamında kaybettiğimiz arkadaşlarımızın aileleri ve yaralı arkadaşlarımızla dayanışma sürdürülmelidir.
Sendikalarımıza ve sendikal çalışmalarımıza yönelik baskı, sürgün, soruşturma, cezalara karşı tutum geliştirmeli ve mücadeleyi yükseltmeliyiz. Aynı eylemlilikleri, aynı etkinlikleri yapıp farklı sonuçlar beklemekten, eylem ve etkinliklerde hele bir yapalım sonra değerlendiririz anlayışıyla değil, tabandan örerek sebep ve sonuçları irdelenerek, ortaklaşarak karar alıp, hak arayan kazanım sağlayan, ekonomik ve özlük yönünden yeni haklar getiren, emek ve demokrasi mücadelesinde yeni mevziler kazandıran, eylem ve etkinlik yapmalıyız.
KESK, emek örgütü olarak siyasal süreçte söyledikleri ve yaptıklarıyla tüm toplumsal kesimlerin sesi olmalıdır. Üye tabanının çağdaş demokratik değerlerine, cumhuriyetin kazanımlarına her koşulda sahip çıkmalıdır.
Çatışmalı bölgelerde eğitim ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere, tüm kamusal hakların kullanılabilmesi ve yaşam hakkının korunmasına yönelik talepler gündemde tutulmalıdır. Başta okullar ve kamu mallarının farklı amaçlar için kullanılması, kamu mallarına yönelik her türlü saldırılara gerekli ve yeterli tepkiler zamanında verilmelidir.
Akademisyenler bildirisi ile ortaya çıkan düşüncenin baskı altına alınması ve cezalandırılmak istenmesi Anayasa’nın 26. maddesinde belirtilen “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” ile çelişmektedir. Hak arama mücadelesi yapan kamu emekçilerinin sosyal medyadaki paylaşımları bahane edilerek soruşturmalar açılmakta ve görevine son verilmektedir. Bu sürece yönelik tutum ve etkinlikler siyasal olarak söylenenlerin ortaklaştırılmasından çok, “düşünceyi açıklama ve ifade özgürlüğü” çerçevesinde sahiplenilerek, KESK bütünlüğü içinde örgütsel tartışmaların önüne geçilmelidir.
657 sayılı yasadan iş güvencesinin çıkarılması için yürütülen çalışmalar, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması, performans, kadınları yarım gün çalıştırılması gibi güncel saldırılara karşı emekçilerin ortak tutum geliştirebilmesi için kurumsal ve bireysel bir araya gelişlerin örülmesine dönük hazırlıkların zaman geçirilmeden yapılması gereklidir.
Anayasa, başkanlık sistemi, demokratik hakların askıya alınması, ifade özgürlüğünün engellenmesi politikalarına karşı örgütsel bütünlüğü temsil edecek tutumların geliştirilmesi önemlidir.
Eğitimin ve tüm toplumun gericileştirilmesi, laik, seküler yaşam alanlarının daraltılması, bireyin özel yaşam alanına, kişisel hak ve özgürlüklerine, kişilerin yaşam tarzına müdahale eden politikalara ve politikacılara karşı söylem ve tutum geliştirilmelidir. Toplumun muhafazakârlaştırılarak; hak aramaktan uzak, suskun, biat eden kaderci toplumsal model oluşturma çalışmaları dini inancın hayatın her alanında istismar edilerek siyasete malzeme yapılmasına karşı açık tutum alınması ve bilimsel laik eğitim mücadelemizin ısrarla sürdürülmesi gerekmektedir.
IŞİD gibi gerici, yobaz ve emperyalist işbirlikçisi örgütlerin ülkede katliamlarına tepki sürdürülmeli, hükümetin ve siyasi yöneticilerin bu konudaki sorumluluklarına vurgu yapılmalıdır.
Ülkemizin bir bölümünde süren şiddetin, çatışmaların, terörün bitmesi için tüm toplumsal kesimlere ve hükümete çağrıları büyütmek gerekmektedir. Kürt sorunu olarak tanımlanan sorunun çözümü özyönetim ve özerklik değil ülkenin eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik yöneliminden geçmektedir.
Bu kritik süreçte yaptığımız çalışmaya katkı veren tüm arkadaşlarımıza teşekkür ederiz, özgür sendikal alan ve ülke umudumuzu gerçekleştirebileceğimiz günlerin istencini paylaşırız.
KESK SENDİKAL BİRLİK
happy wheels
Ara 25, 2025 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0
Ara 25, 2025 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0