Son güncelleme Aralık 25th, 2025 12:08 AM
Oca 10, 2016 sendikalbirlik Sendikal Birlik, Sendikal Birlik'ten, Sendikal Birlik'ten Açıklamalar 0
11-13 Eylül 2015-Ankara
Hacı Bektaşi Veli Kültür Vakfı
Çözüm demokrasi ve parlamentoda
On üç yıllık AKP iktidarının politikaları, ülkemizi ve Ortadoğu’yu kaosa sürüklemiştir. Bölgesel ve ülke içinde çatışmalı bir politika izleyerek toplumu kamplaştırmıştır. Devleti dinci ve muhafazakâr bir politik hattıyla şekillendirerek, orta doğuda emperyalizmin taşeronluğunu üstlenmiştir. Devleti AKP’lileştirerek kendinden olmayanı ve kendi gibi düşünmeyen tüm kesimleri ötekileştirmiştir. Buna paralel olarak baskı, sindirme, şiddet ve her türlü hukuksuzluğu uygulayagelmiştir. İç güvenlik ve on iki eylül yasalarıyla ülkede adı konmamış sıkıyönetim uygulanmaktadır. Yani açık bir faşizmin uygulamasıyla karşı karşıyayız. Ülke bugün tam anlamıyla bir rejim bunalımı yaşamaktadır.
Dış politikada izlenen yanlış politik tutum nedeniyle coğrafyamızda ne yazık ki dost olduğumuz hiçbir komşu ülke kalmamıştır. Bununla birlikte ülkelerin iç işlerine müdahale ve rejim empoze etme tutumları nedeniyle de dünyada da ülkemizi yalnızlaştırmıştır.
AKP iktidarı döneminde ileri demokrasi kisvesi altında yaşananlar ortadadır. Bununla birlikte kamu hizmetleri piyasaya açılarak (özelleştirilerek) tümüyle tasfiye edilmiştir, kamu emekçilerinin iş güvencesi dahil temel kazanımları bile elinden alınmıştır. Esnek, kuralsız, taşeron güvencesiz çalışma temel istihdam biçimi haline getirilmiştir. Bu politik tercihin sonucu ise iş kazaları ve cinayetleri ülkemizi dünyada üçüncü sırada bulunmasına neden olmuştur.
Gelir dağılımının her geçen gün daha kötü hale gelmesi sonucu, alım gücümüzdeki gerileme ve ücretlerimizdeki düşüşle birlikte sosyal haklarımız gasp edilmiştir. Ülke nüfusunun en büyük kesimini oluşturan emekçiler bırakalım yoksulluk sınırını, açlık sınırında yaşam mücadelesi verir duruma düşürülmüştür. İşsizlik resmi rakamlara göre 2015’de %12 gibi bir düzeye yükselerek dünya ülkeleri içinde işsizliğin en yüksek olduğu ülke konumundayız.
Yaşanan tüm bu rejim bunalımının sorumlusu AKP politikaları ve iktidarıdır.
Suruç’ta otuz üç gencin katledilmesiyle başlayan ölümlerin sorumlusu siyasal iktidardır. Katliamcı vahşet örgütü dinci IŞİD çetelerine yaptığı katkı ve destek açığa çıkınca panikleyen iktidar ülkeyi bir kaosa sürüklemektedir. Silah dolu tırları ve sınırlardan ambulanslarla IŞİD militanlarının taşınmasını örtbas etme çabasındadır. IŞİD başta olmak üzere cihatçı örgütlere yapıldığı bilinen tüm yardımlar açığa çıkmıştır. Bu AKP’nin dinci gerici yüzünü de bir kez daha göstermiştir.
Irkçı, gerici, faşist tüm politik tutumların ülkeleri getirebileceği nokta işte ülkemizde yaşananlardır.
Laikliğin ülkemiz ve bölge ülkeleri için ne denli önemli olduğunu anlayış olarak her platformda ısrarla dile getirdik. AKP’nin ise dinci gerici bir siyasal örgütlenme olduğunu ve ülkeyi dinselleştirdiğini laik yaşama düşman olduğu gerçeğini hep birlikte yaşıyor tanıklık ediyoruz. 1 KASIM erken seçim tarihi bile 1 Kasım 1922’de kaldırılan hilafetin yeniden inşasına hizmet etme amaçlı olduğunu düşünüyoruz. Bu yaşananlar da gösteriyor ki tüm halkların laiklik konusunda duyarlı olması bir zorunluluktur.
7 Haziran Genel Seçimleri sonrası yeni bir parlamento oluşmuştur. AKP iktidarını kaybetmiştir. Her açıklamalarında “aslolan sandıktır”, “millet iradesidir” gibi demogoji yapan AKP iktidarı seçim sonuçlarını bir türlü hazmedememiştir. Seçimlerden bu yana tek başına iktidarmış gibi ülkeyi (seçimi yok sayarak) yönetmektedir. Bu süreçte hükümet kurma görevlendirmesinde ana muhalefet partisi CHP’ye hükümet kurma görevi vermeyerek açıkça kendi oluşturdukları hukuku bile çiğnemekten kaçınmamıştır. İktidarı uğruna ülkeyi yeniden secime götürerek tek adam ve başkanlık sistemiyle yeni bir kaos oluşturmaktadır.
Ülke kan gölüne dönmüştür; asker, polis, Türk, Kürt, Alevi, Sünni çocuk kadın yüzlerce insan katledilmiştir. Kendi çocuklarına paralı askerlik yaptıranlar savaş naraları atmaktadır. Halkın yoksul çocukları ise şehit olmaktadır. Dağlıca’da 16 asker ve Iğdır’da 14 polis şehit edilmiştir. Askerlerimize ve polislerimize Allahtan rahmet, ailelerine başsağlığı yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Cizre’de öldürülen ve iktidar izin vermediği için biri 35 günlük bebek, biri 12 yaşında kız çocuğu olmak üzere yedi cenaze 40 derecelik sıcaklıkta evlerde, camilerde bekletiliyor, yüreğimize her gün kor alevler düşerken, ülkemiz bir iç savaşın eşiğindeyken anket sonuçlarına göre yeni savaş senaryoları üretiliyor.
Ağlayan, yüreği yanan analar bu halkın analarıdır, bu çığırtkanların değil. “Ateş düştüğü yeri yakar” gencecik insanlarımızın acısını yüreğimizde hissediyoruz.
Sendikal Birlik olarak her türlü şiddeti kimden ve nereden gelirse gelsin asla doğru bulmadığımızı binlerce kez açıkladık. Başta Kürt sorunu olmak üzere yaşananlar bize göstermiştir ki şiddetle, çatışmayla sorunları çözme olanağı yoktur. Bunda ısrar daha çok ölüm ve kandır, gözyaşıdır, acıdır.
Son dönemde özerklik açıklamaları da Kürt sorunun çözümüne hizmet etmeyeceği açıktır. Sorunun çözümü üniter yapı içinde eşit, özgür ve birlikte yaşamla mümkündür. Bu sorunun çözüm yeri de parlamentodur. Bunun dışındaki tüm çözümler yeni çözümsüzlükler yaratır. Çözüm demokrasi ve parlamentodur.
Çatışmaların bir an önce bitirilmesi için tüm demokrasi güçlerini birlikte davranmaya çağırıyoruz.
SENDİKAL SÜREÇ
Ülkemizde ve dünyada sınıf ve kitle sendikacılığının krizde olduğu bir süreci yaşamaktayız. Bu durumun ülkemizde siyasal bir krizle de birleşince sonuçlar bizim açımızdan daha da olumsuz bir sonuç yaratmaktadır. 13 yıllık AKP iktidarı döneminde muhalif emek ve meslek örgütlerine karşı yoğun bir biçimde baskı ve sindirme politikaları uygulandığına hepimiz tanık olmaktayız. Fakat bu tespit sendikal mücadelenin geldiği noktanın tek ve belirleyici nedeni olamaz. Sendikal mücadelede yapılagelen birçok dar kısır iktidarcı oportünist tutum ve davranışlarımızın da sendikal alanı darlaştırıp kısırlaştırdığının altını çizmek isteriz. Bu tür rejim krizlerinde emekçilerin ekonomik ve demokratik taleplerini öne çıkaran birleşik mücadelenin önemi her zamankinden daha önemlidir. Sorunun çözümü sınıf temelli emek mücadelesinin tüm ülke sathına yayılması ile mümkündür. Farklılıklarımız zenginliğimizdir düşüncesinden sıyrılıp farklılıklar iktidar mücadelesini emek örgütlerinde yapmaya kalktıklarında açıktır ki ne sendikal alanda ne de politik alanda mücadele sağlıklı yürütülemez.
Yüzümüzü çalışanlara dönerek işyerinde ortak taleplerde birleşik mücadele anlayışını yaşama geçirmek bir zorunluluktur. Temel özgürlükleri güvenceye alan, sosyal adaleti tesis eden yasaların çıkartılması için Parlamentoya; sosyo ekonomik ve kültürel politikaların yaşama geçirilmesi için hükümetlere baskı yapacak talepleri kitlesel olarak işyerlerinde, sokaklarda ve alanlarda örgütlü bir şekilde haykırmakla mümkündür. Eylem fetişizminden sıyrılarak aracı amaç haline getirme anlayışından vazgeçmeliyiz. Tüm işkollarımız işyerlerine ve örgütlenmeye hız vermek zorundadır.
2015 bütçesinden başlayarak 2016-2017 TİS sürecine kadar yapılan mücadele içinde eksiklikleri barındırmasına karşın kamuoyunda olumlu karşılanmıştır. 7 Haziran seçimleriyle hükümet olma çoğunluğunu kaybeden iktidar (Müstafi Hükümet) TİS bağıtlayıp yetkisini aşarak kamu çalışanlarının emeğini peşkeş çekmiştir. Konfederasyonumuzun geçici savaş hükümeti diye tanımlaması ve TİS i bağıtlama iradesi yoktur söylemi doğru ve yerindedir. Bununla birlikte yandaş sendikanın taraf olmadığımıza ilişkin yapmış olduğu açıklamalara karşın masada kalarak emekçilerin sorunlarının gündemleştirilmesi son derece önemlidir. Yapılan eylem ve etkinlikler ne yazık ki işkollarımız tarafından yaşama geçirilme noktasında eksiklikler yaşanmıştır. TİS sürecinin görüşüldüğü Ağustos ayı ne yazık ki dezavantajlı bir durum yaratmıştır. Eğitim işkolunun tatilde olması ve diğer işkollarının da büyük bir bölümünün tatil modunda olması eylemleri olumsuz etkilemiştir.
TİS taleplerinde gündemleştirilen 2014 yılı kayıplarının karşılanması 4688 in AİHM ve İLO normlarına göre düzenlenmesi başta olmak üzere yüzdelik değil insanca yaşayacak ücret ve diğer talepler somut ve yerinde olmuştur. Fakat taleplerin ve sürecin işyerlerinde üyelerimizle paylaşılması konusunda yetersizlik olduğu ortadadır. TİS e yönelik yapılan tüm çalışmaların işyerinde üyemiz olsun olmasın tüm çalışanlarla paylaşılması önemlidir. Bu nedenle yandaş sendikanın satış sözleşmesinin deşifre edilmesi ve taleplerimizin çalışanlarla paylaşılması işyerlerinde hızla hayata geçirilmelidir. Son iki ayda yaşanan %20 devalüasyonla zaten çalışanlar bu oranda yoksullaşmışlardır. 2016 için 5+6 nın gerçekte %8,6 tekabül ettiği vb gibi yanıltıcı tüm TİS verileri belirlenerek çalışanlarla işyerlerinde paylaşılmalıdır.
Bununla birlikte müstafi hükümetin yaptığı TİS bağıtlamasının iptali yolunda hukuksal girişimlerde bulunulması da önemlidir.
Üye sayısı fazla olan Konfederasyon dışındaki sendikaları işlevsizleştiren 4688 sayılı Kanunun değiştirilmesi için Muhalefet parti grupları ile temasa geçilmelidir. Bunun kısa sürede başarabilme umudunun görülmemesi halinde yargıya başvurarak İLO ve diğer uluslararası sözleşmeler gerekçe gösterilerek 4688 sayılı Kanunun TİS’e ilişkin olumsuz hükümlerinin iptalinin ve KESK’i de yetkili kılan hükümlerin tesisinin sağlanması yönde çalışma yapılması gerekmektedir. 4688 sayılı Kanunun bu şekli ile özlediğimiz bir TİS imzalama olanağı görülmemektedir.
Haydi hep birlikte emek, demokrasi, barış ve özgürlükler mücadelesini birlikte yükseltelim.
happy wheels
Ara 25, 2025 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0
Şub 21, 2024 0