Son güncelleme Aralık 25th, 2025 12:08 AM

  • SENDİKAL BİRLİK’ten
  • HABERLER
    • KESK’TEN
    • SENDİKALARDAN
  • VİDEOLAR
  • MAKALELER
  • ARŞİV

Yaşasın Toplu Sözleşmeli Sendikal Mücadelemiz

Duyurular

  • SENDİKAL KAMUOYUNA
  • DAYANIŞMA MESAJI
  • TÜM BEL SEN SENDİKAL BİRLİK TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRİSİ
  • SEVGİLİ KADINLAR 8 MART’A GİDERKEN
  • “TCDD’de MÜLAKATLAR İPTAL EDİLSİN!
  • BTS ‘MÜLAKATLAR İPTAL EDİLSİN’ BASIN AÇIKLAMASINA KATILDIK!
  • 10 EKİM ANKARA GAR KATLİAMININ 100. AYINDA #UNUTMADIK. #UNUTTURMAYACAĞIZ
  • KESK SENDİKAL BİRLİK TÜRKİYE YÜRÜTMESİ;
  • ÜLKENİN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKMAK İSTEYENLERİ MİTİNGİMİZE DAVET EDİYORUZ
  • KESK SENDİKAL BİRLİK TÜRKİYE GRUP TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ
  • Home
  • SENDİKAL BİRLİK’ten
  • HABERLER
    • KESK’TEN
    • SENDİKALARDAN
  • VİDEOLAR
  • MAKALELER
  • ARŞİV
  • Paylaşım
    • Facebook
    • Twitter
    • Google+
    • Pinterest
    • RSS Feed
    • Linked
    • Youtube

KONGRELERE GİDERKEN 2017 TÜRKİYESİ VE KESK

Oca 07, 2017 sendikalbirlik MANŞET, Sendikal Birlik, Sendikal Birlik'ten, Sendikal Birlik'ten Açıklamalar 0


KONGRELERE GİDERKEN

2017 TÜRKİYESİ VE KESK

Emperyalizmin Yeni Dünya Düzeni ya da küreselleşme diye adlandırılan yeni yüzüyle karşı karşıyayız. Emperyalistler neo-liberal politikalarını tüm dünyaya hakim kılmak için dünyanın birçok ülkesini ve bölgesini işgal etmekte veya yerli işbirlikçileri aracılığı ile sömürü düzenlerini sürdürmektedirler. Ülkemizde, söz konusu politikaların en iyi uygulayıcısı olarak da AKP iktidarı tercih edilmiştir.

AKP iktidarı, bir yandan bu emperyalist-kapitalist sistemin politikalarını yaşama geçirirken, diğer yandan ise ülkemizdeki tüm kurumları hakimiyeti altına alarak adeta kendi devletini yaratmaya çalışmaktadır. Bu kapsamda farklı düşünen, itiraz eden, muhalif olan tüm kişi ve kurumlara saldırılarak tam anlamıyla açık bir faşizm yaşanmaktadır.

AKP iktidarının uygulayıcısı olduğu ekonomi politikaların özü, talan ve özelleştirmedir. Bu gün ülkemizde Cumhuriyet Dönemi boyunca bin bir emekle var edilmiş kamu varlığının tamamı sermayeye peşkeş çekilmiştir. Kamu hizmetleri, başta eğitim ve sağlık olmak üzere büyük oranda özelleştirilmekte, sözleşmeli ve güvencesiz istihdam adeta temel çalışma biçimi olarak dayatılmaktadır.

Siyasal iktidar tarihsel geçmişinden bugüne “Beraber yürüdük biz bu yollarda” diye şiirler, şarkılar söylediği cemaatlerden ve tarikatlardan beslenegelmiştir. Büyütüp besledikleri, “Ne istediler de vermedik” diye ifade ettikleri cemaatlerden biriyle (FETÖ) iktidar mücadelesine girdiklerine hep birlikte tanıklık ettik. Uzun yıllardır iktidardan beslenen cemaat darbe girişimiyle ülkeyi kana bulamış, yüzlerce insanımız ne yazık ki yaşamını yitirmiş, binlercesi ise yaralanmıştır.

Cumhuriyet devrimlerinin içini boşaltarak cemaatlere alan açmanın bedelini bu ülkenin yoksul insanları ödemişlerdir / ödemeye devam etmektedirler. Darbelere karşı hep bedel ödeyen, ülkenin cemaat ve tarikatlara teslim edilmesine karşı mücadele yürüten emekçiler, bu sürecin sorumlusuymuş gibi işinden, ekmeğinden edilmekte, kıyıma uğratılmaktadır.

Darbenin siyasi sorumluları “cambaza bak” oyunuyla sorumluluktan sıyrılarak faturayı emekçilere ödetmektedirler. Darbe başarıya ulaşamamasına karşın yüz binin üzerinde kamu emekçisi ihraç ve açığa alınarak cezalandırılmıştır.

Darbeye karışan ve içinde yer alanların cezalandırılması yerindedir ve cezalandırılmalıdır. Sürecin dışında olan ve yaşamını hep darbelere karşı mücadele ile geçiren KESK’li emekçilerin işinden, ekmeğinden edilmesi tam bir darbe fırsatçılığıdır. Kendileri gibi düşünmeyen kesimleri biat ettirmeye yönelik açık bir faşizan uygulamadır.

Genel politik yaklaşım olarak siyasal iktidar, toplumsal muhalefeti yok sayıp demokrasiyi sandık galibiyetine indirgeyerek kendi politikalarını halka dayatmaktadır. Kendine oy vermeyenleri ve muhalif olanları “milli irade” olarak görmemektedir. Milyonlarca oy alan bir siyasi parti başkanları ve milletvekillerinin tutuklanması, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanarak belediyelere kayyım atanması, gazetecilerin tutuklanması, gazete ve televizyonların kapatılması iktidarın milli iradeden ne anladığının somut kanıtıdır.

“Milli İrade Söylemi”nin sadece kendilerinin sandıktan galip çıktığı sürece geçerli olduğu 7 Haziran seçimi sonucunda da görülmüştür. 7 Haziran seçimleri sonucunda oluşan siyasi tabloda seçim ve demokratik gelenekler yok sayılarak muhalefet partilerine hükümet kurma görevi verilmeyerek, ülke şiddet ve kaos ortamına sürüklenerek 1 Kasım seçimleri dayatılmıştır.

İki seçim arasında Suruç’ta yaşanan katliamın ardından Ankara’da cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı yaşanmıştır. Anayasal haklarını kullanan emekçiler; emek, barış, demokrasi, özgürlük taleplerini haykırmak isteyenler başkentin orta yerinde katledilmişlerdir. Devlet ve siyasi iktidar resmi istihbarat raporlarına rağmen gerekli önlemleri almayarak adeta katliamcılara yol vermiştir. Ne yazık ki Ankara Gar katliamından bu yana ülkemizin metropollerinde sayısını bilemediğimiz kadar bombalar patlatılarak katliamlar yaşanmıştır. Polis, asker, yaşlı, çocuk, genç yüzlerce insanımız bu patlamalarda yaşamını yitirirken yüzlercesi yaralı kalmıştır. Yılbaşı gecesi yılbaşını kutlayan yerli ve yabancı 39 insan vahşice katledilmiş, onlarcası yaralanmıştır. Dayatılan faşizan politikalar nedeniyle ülkemiz ne yazık ki kör bir karanlığa doğru sürüklenmektedir.

Bu saldırılarda sorumluların cezalandırılması yerine ne yazık ki ülkemizde katliamlara karşı sesini yükseltenlerin cezalandırıldığına tanık olmaktayız. Katliamı lanetleyenlerin, savaş karşıtlarının “hain, düşman” diye hedef gösterildiği; sivil faşist çetelerin parti binalarına, ve kendi gibi düşünmeyen muhaliflere devrimci, demokrat, aydın ve yurtseverlere saldırılarının teşvik edildiği siyasal yönelimi yaşamaktayız. Ülkemizde gerçekleri dile getirmek ve yazmak için “ileri demokrasi”de yargılanmayı, tutuklanmayı ve uzun yıllar hapis yatmayı göze almak gerekmektedir.

Dış politikada emperyalizmin taşeronluğu ile Ortadoğu’yu ölüm bataklığına çeviren siyasal iktidar, ülkemizi cihatçı örgütlerin yatağı haline getirmiştir. Tüm komşu ülkelerle gerilimi artırmış, emperyal bir politika izleyerek halklar arasında düşmanlığı körüklemiştir. Sıfır sorun diye başlayıp sorunlar yumağına dönüştürmüştür. Bugün ülkemiz Avrupa ile Ortadoğu arasında tampon mülteci merkezine dönüşmüştür. Mültecilerin durumu bir meta gibi değerlendirilerek insani ve ahlaki olmaktan uzak para ilişkisine indirgenmiştir. Milyonlarla mülteci ülkemizde eğitim, sağlık, barınma, beslenme gibi en temel ihtiyaçlardan yoksun kent sokaklarında ve varoşlarda kaderlerine terk edilmiştir. Atatürk”ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” diye tarif ettiği iç ve dış politik tutum yok sayılarak Lozan Antlaşması tartışmaya açılmıştır. Açıktır ki bu söylem iktidarın Cihan Devleti fikriyatının dışa vurumudur.

İç ve dış politikanın tümden iflas ettiği, ülkenin üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştüğü bu süreçte, yandaş medyaya göre; “anaların ağlamaması, herkesin refah ve barış içinde yaşaması, tüm sorunların çözümü için ‘başkanlık’ gerekmektedir.” “Başkanlık’ gelince “ekonominin düzeleceğine, memleketin adeta kanatlanıp uçacağına” inanan yandaş kalemler gerekli algıyı inşa ederek toplum mühendisliği yapmaya devam etmektedirler.

Başkanlık ve tek adam diktatörlüğüne karşı tüm emek ve demokrasi güçlerinin çok geç olmadan bu oyunu bozacak bir mücadele hattı oluşturması bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır.

AKP’nin hedefleri ve tahribatı ortadayken, muhalif siyasi partilerin, siyasi çevrelerin, demokrasi güçlerinin ve sendikaların da süreci ciddi olarak değerlendirmesi gerekmektedir. Ülkedeki çatışmaların, şiddetin, terörün binlerce insanımızın kaybına ve giderek toplumsal bir arada duruşu tehdit eder hale geldiğini görerek sorumluluk almaları gerekmektedir.

Bu bağlamda en önemli ülke sorunu olarak “Kürt sorunu” yerini korumaktadır. Kürt sorununun çözüm yerinin TBMM olduğu bir gerçektir. Bu gerçeği kabullenmeyenlerin yönelimlerinin çözüm yerine çözümsüzlüğü getirdiği de açıkça görülmektedir. Sorunun çatışma ve silahla çözülmeye çalışılmasınn binlerce insanımızın kaybedilmesinden başka bir sonuç doğurmadığı gerçeği ortadadır. Kürt sorununun çözümü özyönetim ve özerklikten değil; ülkenin eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik yöneliminden geçmektedir.

Emek ve barış mücadelesinin şiddet ortamında ve silahların gölgesinde sürdürülmesi olanaksızdır. Emek ve meslek örgütlerinin varlıklarını sürdürmeleri, demokrasi ve barış ortamlarında mümkündür. Ülkemizde yaşanan savaş ve çatışmalar nedeniyle yaşlı, çocuk, kadın, asker, polis ve gençlerin ölümleri kanıksanır bir hâl almıştır. Ülkemizde kırk yıldır süren savaş yüzünden eğitim, sağlık, adalet, konut, su, iletişim ve yaşam hakkı gibi temel insan hakları kullanılamaz hale gelmiştir. Bölgeler arasında var olan ekonomik, eğitim, sağlık gibi alanlardaki eşitsizlik daha da derinleşerek devam etmektedir.

Böyle bir süreçte sendikal örgütlülük de tüm çabalara ve mücadeleye rağmen kan kaybetmektedir. Oluşan faşizan baskılar, kamusal alanı tümden AKP’lileştirme uygulamaları, iş kollarında özelleştirme, taşeronlaştırma, kadrolaşma gibi dışsal yönelimlerin ve zorlamaların sebep olduğu ortadadır.

Bu nedenle örgütlenme alanımız sürekli daralmaktadır. Geniş ölçekte, işyerlerinde ortaya çıkan farklı iş akitleri üzerinden çalışanları bir arada örgütleyecek sendikal yapılanmaların tartışılması gerekmektedir.

Ancak son yıllardaki KESK ve bağlı sendikaların örgütlenme ve seçim tarzının, yönelimlerinin, politikalarının ve mücadele çizgisinin de bu daralmada etken olduğunu tartışmak gerekmektedir.

Örgütlenme, seçim yöntemleri, görev alma ve çalışma, üyelerle daha kolay buluşma yol ve yöntemleri bulunarak yeniden düzenlenmelidir.

Emek, barış, demokrasi mücadele hattını örmede tüm kamu emekçilerinin; bakışı, katılımı, onayı ve desteğinin temel eksen olarak alınması yönteminden uzaklaşılmış olmasını da tartışmak gerekmektedir.

Alınan kararlar ve yapılan eylem ve etkinlikler sürekli eleştiriliyor, katılımı azaltıyor ve sendikaları sürekli içe ve dışa dönük olarak savunma yapar pozisyona zorluyorsa, bunları çözme hedefi olmayan seçimlerin getirisi olmayacaktır.

Bu nedenle bu seçim sürecinde sınıf ve kitle sendikacılığını özne yapacak, işkollarının ve emekçilerin sorunlarını, katılımını öne çıkararak, buradan biriktireceği gücü özgüvenle demokrasi mücadelesine taşıyacak yönelime ihtiyaç vardır.

Özellikle eğitim alanında program, ders kitapları ve eğitim materyalleri her açıdan dinsel içerikli hale getirilmektedir. İktidar yetkilileri “dindar nesil yetiştirmek” arzularını her fırsatta açık açık ifade edilmektedir.ler Ders programları sözde zorunlu ya da seçmeli adı altında olsa da aslında zamanın başbakanı tarafında seçim meydanlarında dahi yurttaşlara bu dersleri mutlaka seçmeleri gerektiği propagandası yapılmış, okullardaki pratik uygulaması ile de zorunlu hale getirilmiştir. Eğitimin gericileştirilmesi ders kitaplarından başlayarak okullarda mescit uygulamasıyla sürdürülmüş, TRT’nin çizgi filmlerine kadar ulaşmıştır.

Çağdaş dünyaya bakıldığında, eğitimin en temel ilkesi bilimsel ve laik olma özelliğidir. Bilimsellik ve laiklik özelliği birbirinden koparılamayacak iki özelliktir. Yani bir eğitim sistemi bilimsel değilse laik olamaz, laik değilse de bilimsel olamaz. Özgürlükler olmadan özgür düşünce olmadan tartışmak, kuşku duymak, itiraz etmek, sorgulamak, eleştirel düşünmek mümkün değildir. Dinsel etkenlerin öne çıktığı eğitim sisteminde ise temel yaklaşım, kabul etme, biat etme, söylendiği gibi kabullenme anlayışı hakimdir. Oysa bilimsel ve laik eğitim sisteminde bir konunun bilgi olabilmesi için bilimsel deneylerle doğrulanması gerekir.

Kuşkusuz birbirinden farklı tanımları olmakla birlikte, laikliği, esas itibariyle “aklın özgürleşmesi” olarak tanımlamak mümkündür. Durum böyle olunca beynin, aklın özgürleşebilmesi tabularla değil bilimsel yöntemlerin uygulandığı ve esas alındığı eğitim sistemleriyle mümkündür.

Bilimsel, laik ve karma eğitimin kaldırılması yönelimlerine karşı, ulusal ve uluslararası boyutta etkin bir mücadele hattı oluşturmak bir zorunluluktur. Ancak eğitimin bu denli gericileştirildiği günümüzde laik eğitim mücadelesi sürekli bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bu konuda mücadele KESK bütünselliğinde sürekli gündemde tutulup yükseltilmeli, sendikamız Eğitim Sen de mücadelenin ana öznesi olarak hep önde olmalıdır.

Kadına yönelik şiddet, taciz ve cinayetler Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu boyutlarda olmamıştır. AKP iktidara geldiği günden bu yana toplumsal yaşamda ve eğitim alanında dinsel etkilerin arttığı bir süreç yaşanmaktadır. Yaşamın birçok alanında karşımıza çıkan bu durum, iktidar yetkilileri veya yandaş din adamları tarafından özellikle kadına bakışta daha bir hissedilir haldedir. Kadınların kaç çocuk doğuracağından ne giyeceğine, hamileyken sokağa çıkıp çıkamayacağına, hatta dudağına süreceği ruja kadar iktidar yetkililerince belirlenmeye çalışılmaktadır. Burada asıl amaç Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmek, Atatürk’ü ve devrimlerini itibarsızlaştırmak ve kadını tekrar erkeğin kölesi yaparak kendi egemenlik alanlarını genişletme çalışmalarıdır.

Sendikal alanda “kadın çalışmaları”nda istenilen etkinin oluşturulamadığı görülmektedir.

Kadın mücadelesinde uygulama ve yönelimlerin yüz binlerce kadın çalışan ile üyelik dışında buluşulamaması, emek mücadelesi yönüyle amaçlanan katkısının ve etkisinin olmadığını göstermektedir.

Kadının emeğini, çalışma ve eşitlik mücadelesini, sendikal alan içinde bütünlüklü mücadelenin bir parçası haline getirmeye dönük programlarda ortaklaşmak gerekmektedir.

SONUÇ OLARAK

Sendikal alanda örgütlenme, mücadele yöntemleri, mücadele tarzı, karar alma biçimleri, alınan kararların sonuçları ve kazanımları, sendikal mücadeleye katkısı ve emekçilere etkisi, alınan kararların üyeler tarafından algılanışı, emek ve demokrasi mücadelesine getirdiği katkılar, emek mücadelesinin geri plana atıldığı, politik eksenin öne çıktığı gibi birçok yönden eleştiri ve değerlendirmeler kurulduğumuz günlerden bu tarafa yapılagelmektedir. Yapılan bu tartışmalar bir emek örgütü olarak KESK’e her zaman büyük yararlar sağlamış ve sağlıklı bir mücadele hattı oluşturmasında değerli katkılar sunmuştur.

Eleştiri-özeleştiri mekanizmasının işletilmesi KESK’i her zaman doğru mücadele perspektifine götürmüştür. Burada bir emek örgütü olarak güçlü bir KESK’in emek, barış, demokrasi ve özgürlükler mücadelesine büyük katkı sunacağı, tersi bir durumun (iktidar mücadelesine indirgenmiş, koltuk hesapları yapan) ise ne yazık ki hiçbir destek sağlamayacağı açıktır.

İçinde bulunduğumuz dönemi en karanlık dönemlerden biri olarak değerlendirdiğimize göre; bu süreçte eleştiri, öneri ve değerlendirmeleri fazlasıyla dikkate alarak önümüzdeki süreçte sendikal duruş ve mücadeleyi ortaklaştırmaya ihtiyaç vardır. İçinden geçtiğimiz süreçte bundan hareketle tüm anlayışlar olarak tarihsel sorumluluğumuzun bilincinde olmak ve güçlü bir KESK için ortak tutum almak bir zorunluluktur.

Sendikal Birlik olarak, kamu emekçileri mücadelesinde her dönem ve koşulda sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getirmeye çalıştık. Toplumsal mücadele tarihi bize en kötü koşulların bile yeni mücadele olanakları yarattığını öğretmiştir. Şimdi hep birlikte, emeğe, demokratik değerlere yapılan saldırıların dayattığı ağır koşullara uygun mücadele olanaklarını yaratıp sendikalarımızı ve sendikal mücadelemizi yükseltme zamanıdır!

Kongrelere gittiğimiz bu zorlu süreçte KESK ve bağlı sendikaların kimi yapısal sorunlarını tartışarak birlikte çözüm üretme gereği ortadadır. Konfederasyonun karar alma organı olan KESK Genel Meclisinin bu haliyle mücadeleye sağlıklı bir katkı sunamadığı ortadadır. Bu yapılanmanın tekrar değerlendirmeye alınarak sürece denk düşen bağlı sendikaların MYK’larının oluşturacağı bir tarza dönüştürülmesi önerimizi yineliyoruz.

Yine işyerinden başlayarak seçim sistemimizin doğrudan seçime dönüştürülmesi sürece uygun düşecektir.

İçinde bulunduğumuz koşullarda yönetim kurullarında görev almanın zorluğu da göz önünde tutularak en azından bu dönem fiili uygulama olarak tüm temsilciliklerde iki dönem seçilme şartı kaldırılarak kadrolarımızın sürece katkıyı sürdürmesi sağlanmalıdır.

Öncelikle ihraç edilmiş veya açıktaki şube yöneticilerinin de iki dönem konusu dikkate alınmadan bu dönemde yönetim taleplerinin önü açılmalıdır.

Tüm işkollarındaki sendikaların nicel ve nitel olarak geliştirilmesi sendika olmanın gereği ve varlık sebebimizdir. İş kollarındaki çok çeşitli alanlarda, aynı işyerinde farklı hizmet üreten emekçiler için ayrı ayrı öznel çalışmalar yapılıp sorunları ve talepleri belirlenerek uygun politikalar geliştirmek durumundayız.

Sendikalarımıza ve sendikal çalışmalarımıza yönelik baskı, sürgün, soruşturma, cezalara karşı tutum geliştirmeli ve mücadeleyi yükseltmeliyiz. Aynı eylemlilikleri, aynı etkinlikleri yapıp farklı sonuçlar bekleyerek, eylem ve etkinliklerde “hele bir yapalım sonra değerlendiririz” anlayışıyla değil; tabandan örerek sebep ve sonuçları irdelenerek, ortaklaşarak karar almalıyız. Hak arayan, kazanım sağlayan, ekonomik ve özlük yönünden yeni haklar getiren, emek ve demokrasi mücadelesinde yeni mevziler kazandıran, eylem ve etkinlik yapmalıyız.

KESK, emek örgütü olarak siyasal süreçte söyledikleri ve yaptıklarıyla tüm toplumsal kesimlerin sesi olmalıdır. Üye tabanının çağdaş demokratik değerlerine, cumhuriyetin kazanımlarına her koşulda sahip çıkmak durumundayız.

Çatışmalı bölgelerde eğitim ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere, tüm kamusal hakların kullanılabilmesi ve yaşam hakkının korunmasına yönelik talepler gündemde tutulmalıdır. Başta okullar olmak üzere kamu mallarının farklı amaçlar için kullanılmasına, bunlara yönelik her türlü saldırıya gerekli ve yeterli tepkiler zamanında verilmelidir.

Düşüncenin baskı altına alınması ve cezalandırılmak istenmesi Anayasa’nın 26. maddesinde belirtilen “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” ile çelişmektedir. Hak arama mücadelesi yapan kamu emekçilerinin sosyal medyadaki paylaşımları bahane edilerek soruşturmalar açılmakta ve görevlerine son verilmektedir. Bu sürece yönelik tutum ve etkinlikler siyasal olarak söylenenlerin ortaklaştırılmasından çok, “düşünceyi açıklama ve ifade özgürlüğü” çerçevesinde sahiplenilerek, KESK bütünlüğü içinde örgütsel tartışmaların önüne geçilmelidir.

İş güvencesinin ortadan kaldırılarak esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması, performans, kadınların yarım gün çalıştırılması gibi güncel saldırılara karşı tüm emek-demokrasi güçleriyle emekçilerin ortak tutum geliştirebilmesi için kurumsal bir araya gelişlerin örülmesine dönük mücadele zorunluluğu vardır.

OHAL, başkanlık sistemi, demokratik hakların askıya alınması, ifade özgürlüğünün engellenmesi politikalarına karşı tüm muhalif yapılarla birlikte mücadele yürütmek durumundayız. Yeni bir rejim inşası ve tek adam diktatörlüğü bu ülkedeki tüm muhaliflerin ortak sorunudur ve mücadelesini de ortaklaştırmak gibi bir sorumluluğu vardır.

Eğitimin ve tüm toplumun gericileştirilmesine, laik, seküler yaşam alanlarının daraltılmasına, bireyin özel yaşam alanına, kişisel hak ve özgürlüklerine, kişilerin yaşam tarzına müdahale eden politikalara ve politikacılara karşı söylem ve tutumu ortaklaştırmalıyız. Toplumun muhafazakârlaştırılarak; hak aramaktan uzak, suskun, biat eden, kaderci toplumsal model oluşturma çalışmaları, dini inancın hayatın her alanında istismar edilerek siyasete malzeme yapılmasına karşı açık tutum alınması ve bilimsel, laik eğitim mücadelemizin ısrarla sürdürülmesi için ortak demokrasi cephesine gereksinim vardır.

İş güvencemiz başta olmak üzere emeğe ve demokratik değerlerimize saldırıların yoğunlaştığı günümüzde, sendikal mücadeleyi yükseltmekten başka yol yoktur.

Kongrelerimizi yapacağımız bu süreçte KESK’i bugünlere taşıyan tüm anlayışlara tarihsel bir görev düşmektedir. Sürecin üç-beş yıl önceki süreç olmadığı açıktır. Saldırıların artarak devam edeceği ortada iken; işyerinden başlayarak hiçbir arkadaşımızı kırmadan, ötekileştirmeden, (farklılıklarımızı koruyarak) dostluk ve yoldaşlık ilişkilerimizi bir adım daha öne çıkararak farklı anlayışları “öteki” değil; “yol arkadaşlarımız, yoldaşlarımız” düşüncesinden hareketle tutum almak döneme uygun düşecektir.

Sınıf ve kitle sendikacılığı temelinde; sendikal mücadeleyi önceleyen, bununla birlikte, sendikal mücadeleyi demokrasi mücadelesinin ayrılmaz parçası gören bir anlayışla, kongrelerimizin emek-demokrasi-özgürlükler mücadelesine katkı koymasını diliyoruz.

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

Yaşasın KESK

KESK SENDİKAL BİRLİK

sendikalbirlik.net

happy wheels
  • tweet
Tek Adam Yönetimini Kalıcı Hale Getirecek Anayasa Teklifini Geri Çekin! CHP Emek Büroları 60 ilde örgütlendi

sendikalbirlik

İlişkili Yazılar
  • SENDİKAL KAMUOYUNA
    SENDİKAL KAMUOYUNA

    Ara 25, 2025 0

  • DAYANIŞMA MESAJI
    DAYANIŞMA MESAJI

    Nis 05, 2024 0

  • TÜM BEL SEN  SENDİKAL BİRLİK TOPLANTISI  SONUÇ BİLDİRİSİ
    TÜM BEL SEN SENDİKAL BİRLİK...

    Mar 08, 2024 0

  • SEVGİLİ KADINLAR 8 MART’A GİDERKEN
    SEVGİLİ KADINLAR 8 MART’A...

    Mar 04, 2024 0

Kategorinin diğer yazılar
  • SENDİKAL KAMUOYUNA
    SENDİKAL KAMUOYUNA

    Ara 25, 2025 0

  • DAYANIŞMA MESAJI
    DAYANIŞMA MESAJI

    Nis 05, 2024 0

  • TÜM BEL SEN  SENDİKAL BİRLİK TOPLANTISI  SONUÇ BİLDİRİSİ
    TÜM BEL SEN SENDİKAL BİRLİK...

    Mar 08, 2024 0

  • SEVGİLİ KADINLAR 8 MART’A GİDERKEN
    SEVGİLİ KADINLAR 8 MART’A...

    Mar 04, 2024 0


Leave a Reply Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okudunuz mu?

  • Ağbaba: 10 yılda yüzde 600 artış doğal mı?
  • Atatürk kendisini eleştiren öğretmene bakın ne yaptı
  • Aziz Çelik: Sendikal Mücadele Darbecilikle İlişkilendirilemez
  • CHP'den, Gerçek Türkiye'nin Grafikleri
  • Demokrasi için Birlik Buluşması sonuç bildirgesi yayımlandı
  • Economist: Türkiye’de başlatılan cadı avı, Mccarthy döneminden bile daha büyük
  • Emeklilikte özelleştirme hamlesi: Zorunlu BES ne getiriyor, ne götürüyor?
  • Gürül gürül övmeden önce bir daha düşünün – Aziz Çelik
  • Güvencesiz, sigortasız çalışmada Türkiye OECD birincisi: Kayıtdışılık yüzde 29
  • İzzettin Önder: Küçük bölgeler emperyalist merkezler için avantajdır

Sendikal Birlik

  • SENDİKAL BİRLİK’ten
  • HABERLER
    • KESK’TEN
    • SENDİKALARDAN
  • VİDEOLAR
  • MAKALELER
  • ARŞİV

Arşivler

CopyLEFT 2013 SendikalBirlik / Tüm hakları Sendikal Birlik Grubuna aittir.
  • SENDİKAL BİRLİK’ten
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • MAKALELER
  • ARŞİV