Son güncelleme Aralık 25th, 2025 12:08 AM
Eki 25, 2014 sendikalbirlik MANŞET, Sendikal Birlik'ten Açıklamalar 0
KESK SENDİKAL BİRLİK TÜRKİYE TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ
Sendikal Birlik Türkiye Toplantısı 18 Ekim 2014 Tarihinde Eğitim Sen genel merkezinde gerçekleştirilmiştir. Toplantıda gündeme ilişkin yapılan değerlendirmeleri şöyle özetlemek mümkündür…
12 yıldır iktidarda olan AKP Hükümeti ulusal ve uluslararası sermaye çevrelerinin beklentilerini bir bir yerine getirmek, işçi ve emekçilerin, yoksul halk kesimlerinin taleplerini görmezden gelmektetir. Eğitimde yaşanan gerici ve ırkçı yapılanma ile kindar ve dindar bir kuşak yetiştirme amaçlı topluma dayatılmıştır. Tüm eğitim kurumları birer imam hatibe dönüştürülerek dinsel eğitim yoluyla toplum muhafazakarlaştırılmaktadır. Özelleştirme ve taşeronlaştırma ile kamuda istihdam parçalı hale getirilmiş, sözleşmeli, esnek ve kuralsız çalışma yaygınlaştırılmıştır. İstihdamda kuralsızlığı, taşeronlaşmayı, güvencesizliği temel alan dönüşümün bedeli artan iş cinayetleri ile emekçilere ödetilmektedir. Angarya çalışma artırılmış, çalışma süreleri uzatılmıştır. Sendikal ve demokratik haklarını kullanan emekçilere yönelik baskı, ceza ve sürgünler artmış, özellikle konfederasyonumuza bağlı sendikaların üyelerini hedef alan çok yönlü saldırılar artmıştır. Emekçi sınıfların kazanılmış haklarına göz diken siyasal iktidar bir bütün olarak tüm toplumu ve devleti AKPlileştirme projesini yaşama geçirmektedir.
Dış polikada yine AKP hükümeti tüm komşu ülkelerle çatışmalı bir ortam yaratmış, halkları birbirine düşman etme siyaseti gütmüştür. Ortadoğu’da yaşanan vahşet bu politikalardan bağımsız değildir.
Kobani’de yaşanan bir insanlık dramıdır. Bu dram karşısında öncelikle insan olarak alınması gereken tutumun en asgari ölçüsünü Beşiktaş’ın ÇARŞI Grubu ortaya koymuştur. ÇARŞI’ya göre bu asgari tutum “insanlık safında” yer tutmaktır.
Bir süredir IŞİD olarak ifade edilen kara çete, Irak ve Suriye’de önce Türkmenler, Ezidiler ve şimdide Kobani’de Kürtler, Araplar ve birlikte yaşadıkları diğer halklara karşı vahşi saldırısını sürdürmektedir. Türkiye’nin güney sınırında, Suruç ilçesinin yanı başında yer alan, Kobani (Ayn el Arab)’ye yönelik 200 binin üzerinde kişinin yurdundan olmasına neden olan saldırıları, kadın ve çocukların satılmasını, insanların vahşice kesilerek katledilmesini, yurt içinde yaşanan gelişmeler üzerine KESK, “Savaşa Dur” demek için 1 günlük grev kararı almıştır.
Kurulduğu günden beri toplumsal olaylara duyarlı olan KESK, grev kararının BDP’nin “Sokağa çıkın” çağrısından sonra gelmesi; “KESK’in bir partinin arka bahçesi olduğu”, bu kararların söz konusu çağrıyı yapan siyasal anlayışın “yürütme kurulundaki sayısal çoğunluğunun dayatması sonucunda alınması” algısına neden olmuştur. Grev kararının acil alınması, bayram tatilinin son günü gece yarısı duyurulması, işyerlerinde yeterince tartışılıp anlatılamaması üyeleri ikna etmemiştir. Bu durumu katılımın düşüklüğü ile de görmek mümkündür. Ayrıca KESK bir günlük grev kararı alırken, Eğitim Sen’in iki günlük grev kararı almasının ne anlama geldiği hiç anlaşılamamıştır. Örgüte bu kararı dayatanlardan birisinin çıkıp bu durumu açıklamasına ihtiyaç vardır.
Kobani’de yaşanan katliam girişimlerine ilişkin örgütümüzün bir tutum alması ifade ettiğimiz sıkıntılar dışında kimseyi rahatsız etmez. Ancak niçin Türkmenler katledilirken, Ezidiler katledilirken sesimizi daha fazla yükseltmemiş olmamız sorgulanmalıdır. İşte buradan hareketle örgütümüzün KESK’in sadece Kürtlerin başına bir şey geldiğinde karşı çıkıyor, algısının oluşmasına neden olan davranışlardan kaçınıp bir haksızlık ve zulüm varsa, buna maruz kalanın etnik kökeninden ve inancından bağımsız karşı çıktığımızın doğru ifade edilmesine ihtiyaç vardır.
Okulların yakılması
Sendikal Birlik olarak çok açık ifade edelim ki Atatürk büstü, bayrak ve okulların yakılmasını şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Bunun hiçbir gerekçesi yoktur, olamaz. Hele hele şayet bu saldırıları yapanlar, anadilde eğitim yapılmadığı gerekçesiyle okullarımızı yakıyorsa bu daha da vahim bir durumdur. Anadilde eğitim talebi başka bir şeydir. Bu talebin geliştirilip yükseltilmesine ilişkin hep birlikte ne yapılacaksa elbette yapılacaktır ve yapılmalıdır. Bu bir haktır. Okulların, bayrağın ve Atatürk büstünün yakılması ise ihanettir. Bu tür girişimler, halklarımızı bir birinden koparan, ayrıştıran işlerdir. Ne emek mücadelesine ne de barış mücadelesine zerre kadar bir yararı yoktur.
Bu arada belirtmekte yarar var. Dünyanın hiçbir yerinde bir ülkenin resmi dili inkâr edilmemiştir. Anadil talebi ne kadar haksa resmi dil o kadar gerçektir. Bu nedenle örgütümüz, resmi dile vurgu yapmaktan çekinmemeli, aksine kimi yanlış algıları ortadan kaldırmak için bu vurguyu özellikle ifade etmelidir.
Ayrıca sendikamız Eğitim Sen, bölgemizde süren savaş nedeniyle ülkemize sığınmış olan yüz binlerce göçmen çocuğun eğitim durumuna ilişkin araştırmalar yapmalıdır.
Polis Yasası
AKP ülkemizde hayatın her alanda kendine muhalefet edebilecek kesimleri bir biçimde elimine etme çabası içindedir. Son yaşananlar bahane edilerek polise “vur emri”, “makul şüphe üzerine gözaltı”, “kişilerin mallarına el koyma” gibi yetkiler verilerek, en doğal hak arama yollarını dahi kapatmak istemektedir. Söz konusu tasarı Meclisten bu haliyle geçtiği taktirde, sendikalarımız başta olmak üzere, bir bütün muhalif örgütlerin, sokağa çıkması engellenmiş olacaktır.
Savaş Bütçesi
Emperyalist güçlerin Orta Doğu’daki enerji kaynaklarını kendi kontrolleri altına almak için, tarihin her döneminde bu bölgede gözü olduğu herkesçe bilinmektedir. Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve onu takip eden süreçte görülmüştür ki, bölgede desteklenip yaratılan çeşitli örgütlerin zaman içinde adeta “kontrolden” çıkıp silahlarını kendisini yaratanlara çevirmekten çekinmemiştir. Geçmişte Afganistan sürecinde yaşananlar, bu gün Orta Doğu’da adeta IŞİD’le sürmektedir. IŞİD denen bu kara çetenin Türkiye tarafından desteklendiğine ilişkin ciddi iddiaların olduğu da herkesçe bilinmektedir.
Ülkemizi yönetenler bölgemizde yaşanan bu durumu son noktada Suriye ile savaşa sürüklemek için adeta can atmaktadır. Olası bir savaş için TBMM’den teskere geçirilmiş, sınıra askeri yığınak yapılarak hazır halde beklenmektedir. Şimdi 2015 bütçesisi hazırlanmaktadır. Bu bağlamda 2015 bütçesinin savaş bütçesi olacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Yani bu bütçede emekçilere ayrılan pay yoktur. Şimdiden ülkeyi yönetenler kamu emekçilerine Yüzde 3+3 zam telaffuz etmektedirler. Kuşkusuz savaş bütçesinde, emekçilerle birlikte eğitime, sağlığa, ulaşıma, gıdaya daha az; güvenliğe, silaha yani savaşa daha çok pay ayrılacaktır. Önümüzdeki dönem bu durumun kamuoyuna anlatılması ve hak taleplerimizin yükseltildiği dönem olmalıdır.
Eğitimin dinselleştirilmesi
Türkiye’nin de imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi‘ne göre on sekiz yaşına kadar herkes çocuktur. Son çıkan yönetmelikle ortaöğretimde öğrencilere türbanla derse girme olanağı tanınmıştır. AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana eğitimin yeni kuşaklar üzerindeki etkisini dikkate alarak, kendi ideolojik anlayışı doğrultusunda insan yetiştirme arzusu hep görülmüştür. Eğitim alanındaki her uygulama da fırsat buldukça bu doğrultuda adımlar atmıştır. “Ustalık dönemi” olarak ifade edilen dönemde de 4+4+4 olarak bilinen yasa ile eğitim alanını tarumar etmiş, artık gerici, dinci, laiklik karşıtı bütün uygulamaları hayata geçirmiştir. Bu anlamda meselenin özgürlükle vs ilgisi yoktur. Kaldı ki uygulamalar sadece 9-10 yaşındaki çocukların türban takması ile sınırlı değildir. Her yer imam hatip okulu olmuş, hatta artık diğer okullarda da imam hatip sınıfları açılarak ve kayıtlarda yaşanan uygulamalarla tüm öğrencileri imam hatiplere yönlendiren pratiklerle “dinci ve kinci” nesiller yetiştirilmesinin yolları açılmıştır. Bu doğrultuda din derslerine ilişkin zorunlu, seçmeli zorunlu, uygulamalar, tek bir inanç ve mezhebe dayalı uygulamalar da işin çabasıdır.
İleriki yıllarda nasıl bir kuşakla, nasıl bir Türkiye’nin ortaya çıkacağına dair toplumda ciddi kaygılar vardır. Bilimsel, laik ve demokratik eğitim mücadelesi işkolunda örgütlenmiş sendikamız Eğitim Sen için hayatidir. Kuşkusuz pek çok olumsuzluk ortadadır. Tüm bunlara karşın eğitimde gericiliğe karşı, mücadeleyi hep birlikte yükseltmek zorundayız…
“Akil adam” süreci
Üzerinden zaman geçmiş adeta bitti gitti denilen bir uygulama son yaşanan Kobani protestolarından sonra AKP tarafından tekrar anımsanmış ve “Akil İnsanlar Komisyonu”nun toplanacağı açıklanmıştır.
Sendikal Birlik’in konuya bakışında bir değişiklik yoktur. Bizim Akil insanlar Komisyonu’nda KESK Genel Başkanının yer almasına karşı oluşumuz adeta barışa karşı çıktığımız biçiminde yorumlanmak istenmiştir. Elbette bu yaklaşım çok zorlama, söyleyenlerin dahi inanmadığı bir savunudur. Bizim anlayış olarak da, toplamda KESK olarak da, her zaman savaşa karşı barışın yanında olduğumuzu dünya alem bilir. Sonuçta bir AKP projesi olan uygulamanın içinde olunması KESK’in bu güne dek yarattığı mücadele anlayışına uygun değildir. KESK’in kamuoyundaki algısında ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Ayrıca örgütümüzde hepimizin kendi özgün siyasal tercihleri olabilir, buna herkes saygı duyar. Ne var ki, örgütümüzle ilgili konularda tutum alırken hepimiz önceliği kendi özgün siyasal tercihlerimiz değil, örgütümüzün zarar görmemesi ve birlik bütünlüğü konusunda göstereceğimiz sorumluluk ve hassasiyet olmalıdır.
Yetkili sendika olmak hedeflenmelidir
KESK, kendi asli alanı olan, sendikal mücadele de, ne kadar etkili ve başarılı olursa, toplumla içiçe olursa, iş kollarında çalışanların desteğini alabildiği ölçüde, söylediği sözler de daha etkili olur, kamuoyunda ve işveren üzerinde karşılık bulur. Bu nedenle KESK, asıl işi olan sendikacılık konusunda ağırlığını artıran bir örgüt olması için; emekçilerin ekonomik, sosyal ve demokratik haklarına yönelik işlemeyen, eskiyen, kanıksanan çalışma, örgütlenme ve eylem biçimini gözden geçirmeli; kendini yenilemelidir. Bütçe, örgütlenme vb. üzerine çalışanların istemlerini dikkate alan çalışmalar yaparak eğitim, çalıştaylar, Uluslar arası sempozyumlar düzenleyerek konuları tartıştırmalı, kadrolarını eğiterek sahaya yeniden çıkmayı hedeflemelidir.
KESK ve bağlı sendikalar, birçok sorun ya da talebi birlikte ifade etmek yerine, somut belirlenmiş, bir ya da iki konuyu kendilerine hedef olarak seçip sonuç alıncaya kadar takipçisi olup mücadele etmelidir.
Yine KESK ve bağlı sendikalar, bilimsel çalışma yöntemlerine ağırlık vermelidir. Her işkolu üniversitelerle ilişkiye girmeli, konusunun uzmanı dostlarımızın sürece katılması sağlanmalı, istatistik ve anketlerle toplumun nabzı tutulmalı, çalışma alanları ile ilgili topluma öncülük etmelidir.
Sendikacılık yapma zamanı
MEMUR SEN, yaptığı toplu sözleşme ile kamu emekçilerinin tepkisini çekmiştir. Adını satış sözleşmesi koyduğumuz o sürecin sonuçları, bu gün dahi somut biçimde yaşanmaktadır. Enflasyon yüksek çıkmıştır. Ancak kamu emekçilerine buna ilişkin bir fark ödenmeyecektir. Geçenlerde Maliye Bakanı durumu ‘’MEMUR SEN’le anlaşıp toplu sözleşme imzaladık, herhangi bir fark ödemesi yoktur’’ diyerek gayet açık biçimde ifade etmiştir. Kuşkusuz daha pek çok neden vardır. Ancak sadece bu yaşananlar dahi sendikal mücadelenin daha bir öne çıkarılması ve yükseltilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda KESK ve sendikalarımız sınıf mücadelesi dilini ve tarzını öne çıkararak emekçilerin birlik ve mücadelesine uygun tutumların yaşama geçirilmesinde daha bir sorumluluk üstlenmeli, emek mücadelesinin gereklerini yerine getirme çabası içinde olmalıdır. Sınıfın ihtiyaçları üzerinden, sendikal talepler öne çıkarılmalıdır. Buna hem ülkemizin hem de emekçilerin çok ihtiyacı vardır. Bu nedenle ısrar ve inatla sürdürülecek bu tavrın, mutlaka karşılık bulacağı hepimizin inancı olmalıdır.
Örgütsel Hukuk
KESK kurulduğu günden beri kendi hukukunu oluşturmuştur. Bunları da genel kurul kararlarıyla kendi tüzüklerinde ve yönetmeliklerinde yazmıştır. Her üye, yönetici, şube ve genel merkez bu hukuka uymak zorundadır. Genel kurullarda kabul görmemiş konularda yöneticiler ve şubeler tasarrufta bulunmamalıdır. Eğer bazı şubeler, işkolu genel kurullarında kabul görmüş tüzük maddelerine uymayacaksa ya da “kendi tüzüğümü kendin yazdım” anlayışına giderse örgütsel bütünlük bozulur. Beğenir ya da beğenmeyiz, örgütün genel kurul kararları hepimizi bağlar. Tersinden ortada örgütün kurullarında alınmış herhangi bir karar yok, ama birileri kendi grupsal yaklaşımları doğrultusunda uygulamalara giderse böylesi tutumlar kimseye bir şey kazandırmaz, aksine örgütün hukukunu çürütür. O nedenle herkes ortak hukuka sahip çıkıp saygılı olmalıdır.
KESK, bağlı sendikaların taleplerini bütünleştirmelidir. “4+4+4 yasası” ve “eğitimin dinselleştirilmesi” Eğitim Sen’in, “enflasyon farkı” BES’in, “sağlığın paralı hale getirilmesi”, “performansa dayalı çalışma” ve “anadilde sağlık hakkı” SES’in, “ulaşım, elektrik, doğalgaz zamları” ve “özelleştirme” sadece ESM’nin sorunu değildir. KESK, tüm çalışanları ilgilendiren konularda sendikaların birlikte davranmasını ve birliğini sağlamalıdır. Bütün sendikalarımız da buna özen göstermelidir.
İşçi sağlığı ve güvenliği
Son zamanlarda yaşanan Soma’da ve diğer illerde yaşanan maden göçükleri, asansör faciaları, inşaatlardaki ölümler gibi iş cinayetlerine karşı duyarlı olan konfederasyonumuz üyelerimizin sağlıklı ve güvenli ortamlarda çalışması için gerekli gündemi oluşturmak üzere hazırlıklı olmalı, bu konuyu toplu sözleşme hazırlıklarında bir kalem olarak görmelidir. Hem üyelerimizin işyerlerindeki sağlığı ve güvenliği hem de öğrencilerimizin sağlığı ve güvenliğine ilişkin talepler ortaya konabilmelidir.
happy wheels
Ara 25, 2025 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0
Ara 25, 2025 0
Nis 05, 2024 0
Mar 08, 2024 0
Mar 04, 2024 0